TÜBİTAK'tan yalanlama
TÜBİTAK'tan yapılan açıklamada, akademik dergilerinin editörleri ve görevlendirilmeleri ile ilgili olarak yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığı ifade edilerek, editörlerin görev süreleriyle ilgili uygulamanın doğal süreçleri içinde gerçekleştiği bildirildi.
TÜBİTAK'ın internet sitesinde, bazı medya kuruluşlarında TÜBİTAK akademik dergilerinin editörleri ve görevlendirilmeleri ile ilgili olarak yapılan haberlerle ilgili bir kamuoyu duyurusu yayımlandı.
TÜBİTAK Akademik Yayınlar Müdürlüğü'nün faaliyetleri arasında 1976'dan beri akademik dergi yayınının bulunduğunun ifade edildiği duyuruda, 1989'a kadar bir derginin, 1989'dan itibaren de bilimsel alanlarına göre ayrı ayrı dergilerin yayınlanmaya başladığı anlatıldı.
TÜBİTAK tarafından halen 12 akademik derginin yayınlandığı, bu dergilerin içeriklerinin farklı dönemlerde farklı şekilde isimlendirilen yardımcı editör, editör veya baş editörler tarafından hazırlandığı ve dergilerin 9'unun uluslararası indeksler (Science Citation Index, SCI Expanded) tarafından tarandığının bildirildiği duyuruda, şu ifadelere yer verildi:
''Dergi editörlüğü, kurum kadrolarına yapılan bir atama değildir. Tüm uluslararası bilimsel dergiler ve diğer yayınlarda olduğu gibi süresiz değil, belirli sürelerde yapılan görevlerdir.
Editörler, kurum dışından ve uluslararası indekslerce taranan dergilerde çok sayıda yayınları olan, alanında uzman olan bilim insanları arasından ilgili mevzuat doğrultusunda, TÜBİTAK Başkanı tarafından görevlendirilmektedir.
1976 yılından günümüze kadar, dergilerde görev yapmış olan editörlerin görev süreleri minimum 1 yıl olup, bu süre, editörün etkinlik ve verimliliğine göre ortalama 6,5 yıldır.
Medyada yer alan haberlerde adı geçen editörlerimizin görev süreleriyle ilgili olarak yapılan uygulama doğal süreçleri içinde gerçekleşmiştir.''
Duyuruda, haberlerde adı geçen editörlerin görev süreleri de şöyle bildirildi:
''Görev Tarihi-Görev İsim-Görev Süresi:
1991 - 16/01/2009 Editör Prof. Dr. Bahattin Baysal 18 yıl
09/02/1993 - 16/01/2009 Editör Prof. Dr. Nevin Selçuk 15 yıl
03/01/1996 - 16/01/2009 Editör Prof. Dr. Aydın Aytuna 14 yıl
04/06/1996 - 16/01/2009 Editör Prof. Dr. Kemal Leblebicioğlu 12 yıl 6 ay
28/09/1998 - 16/01/2009 Editör Prof. Dr. Yiğit Gündüç 10 yıl 3 ay
04/05/2006 - 16/01/2009 Editör Doç. Dr. M. Mahir Özmen 2 yıl 7 ay''
-''DEĞİŞİKLİK, TEAMÜLLERE UYGUN OLARAK BİLDİRİLDİ''-
Duyuruda ayrıca, ''Bir diğer asılsız iddia olan son zamanlarda basında yer alan ve görev değişikliklerinin Kurumumuz web sayfasından öğrenildiği yönündeki haberler üzüntüyle karşılanmıştır'' ifadesine yer verilerek, söz konusu görev değişikliklerinin, resmi yazı ve elektronik posta aracılığıyla, süresinde ve teamüllere uygun olarak ilgililerine bildirildiği kaydedildi.
Bugüne kadar tüm dergilerde görev yapan yardımcı editör, editör, baş editörlere ilişkin bilgilere de yer verilen duyuruda, ''Kurum olarak görev almış tüm editörlerimize yaptıkları başarılı çalışmalardan dolayı en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz'' denildi.
aa
02 Nisan 2009 Perşembe
24 Mart 2009 Salı
Küresel piyasalardaki çalkantılar ne zaman sona erecek
İşadamları bize en çok krizin ne zaman biteceğini soruyor, tahminimize göre cevap 2010
Küresel piyasalardaki çalkantının ne zaman sona ereceğine yönelik değerlendirmeler iş dünyası tarafından yakından takip ediliyor.
İşadamları krizin akıbetini öğrenmek için en yetkili ağızlara müracaat ediyor. Katıldığı her toplantıda soru yağmuruna tutulan ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek en çok 'Kriz ne zaman bitecek?' sorusuna muhatap oluyor. Dünya genelinde alınan tedbirlerin uygulanmaya başlandığını, krizin bitişiyle ilgili kesin bir tarih vermenin zor olduğunu vurgulayan Şimşek "Toparlanma 2010 yılında başlar. Gönül arzu eder ki daha erken başlasın. G-20 zirvesi sonucunda çok daha somut tedbirler alınır ve erken başlar." diyor.
Bakan Mehmet Şimşek, Gaziantep'teki seçim çalışmaları sırasında Zaman'ın sorularını cevapladı. Küresel kriz sürecinde bankacılık sektörünün sağlamlığının Türkiye'nin elini güçlendirdiğine dikkat çeken Şimşek, diğer ülkelere göre durumun iyi olduğunu belirtiyor. İşadamlarıyla sohbetlerinde ülkenin ekonomik yapısıyla ilgili bilgiler verdiğini, 'durum o kadar da kötü değilmiş' tepkisini aldığını aktaran Şimşek'e göre krizin ilk patlak verdiği dönemde alınacak tedbirler yetersiz kalacaktı. "Eylül ayında ne yapsaydık havaya giderdi, ekim ayında ne yapsaydık boşa giderdi. Kriz yeni başlamış bir tsunami gibiydi." diyen Şimşek, Türkiye'de ciddi miktarda sıcak para bulunduğunu, fiyatların serbest bir alan içerisinde hareket etmesine izin verdiklerini söyledi. Bakan'ın verdiği bilgiye göre Türkiye kriz sürecinde Rusya gibi ülkenin sınırlı olan dövizini rastgele harcamadı. Rusya'nın 2008 Ağustos ayında 597 milyar dolar rezervi vardı. Borsayı açık tutmak ve rubleyi korumak için 220 milyar dolar para harcadılar. Kur hareketlenince yabancı sıcak para çabuk çıkamadı. Şimşek, krizin Türkiye'yi üç kanaldan etkilediğine dikkat çekti. Bunlardan birincisi dış ticaret kanalı. İhracat yapılıyor, dış talep daralınca ihracat azalıyor ve istihdamı etkiliyor. Bunun yanı sıra dış ülkelerdeki bankalar zarar edince finansman kanalı da daraldı. Eskiden olduğu gibi Türkiye gibi ülkelere sermaye akmıyor. Üçüncü kanal, ayrı bir önem arz eden güven kanalı. Ne kadar iyi durumda olunursa olunsun, geleceğe ilişkin olumlu beklentiler yoksa, tüketimin, yatırımın ertelenmesi durumu ile karşı karşıya kalınıyor. Şimşek'in kriz hakkında iki temel mesajı var. Birincisi, bu kriz küresel bir kriz, Türkiye'nin bir katkısı yok. İkinci mesaj, krizin etkilerini sınırlamak için imkânlar çerçevesinde doğrular yapıldı. Şimşek, bundan sonraki dönemde kriz nedeniyle bozulan malî dengeleri düzeltmeye çalışacaklarına vurgu yapıyor.
Devlet Bakanı Şimşek, Türkiye'de şu anda sıkıntıda olanların başında küçük ve ortabüyüklükteki işletmelerin (KOBİ) geldiğini belirtiyor. KOBİ'leri sıkıntıdan kurtarmak için kredilerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmaların sürdüğü bilgisini veriyor. Bunun yanı sıra KOBİ'lerin faydalandığı kredileri tekrar canlandırmaya yönelik de çaba harcanacak. Bakan Şimşek, hükümetin yanı sıra bankalar ve sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini vurguluyor. Şimşek'e göre krizle birlikte gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının durduğu bir dönemde Türkiye'ye geçen yıl 17,7 milyar dolar yabancı yatırımın gelmesi ekonomi için önemli bir avantaj. Varlık barışı ile piyasaya 14,5 milyar TL'nin girecek olması büyük bir başarı. Bakan Şimşek, paranın yastık altına gitmesini de sermaye kaçışı olarak değerlendirdi.
Çiftçilerin borcunu öteleyen kararname Başbakanlık'ta
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek otomotiv, konut ve beyaz eşya için getirilen üç aylık vergi indiriminin ardından gelen tepkilerin olumlu olduğunu belirtiyor. Henüz toplu bir istatistik çıkmadığını, indirimin yansımalarının önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacağını ifade eden Şimşek, beyaz eşya ve otomobile göre satın alınırken daha zor karar verilen konutta canlanmanın nisanda başlamasının beklendiğini söylüyor. Konut sektöründeki canlanmanın 200 sektörü etkileyeceği bilgisini veren Bakan, çiftçilerin borçlarını öteleyen ve tarım kredilerinin vadesini uzatan kararnameyi de imzalayıp Başbakanlık'a gönderdiğini duyurdu. Şimşek, bu düzenlemenin en kısa sürede çıkacağını ifade etti.
Türkiye'ye döndüğümde yaşadığım sıkıntıları aştım
Bakan Şimşek, yerel seçimlerde partisine destek vermek üzere mesaisinin büyük bir kısmını Gaziantep'te geçiriyor. Bölgedeki işadamlarıyla temaslarda bulunan Şimşek, aynı zamanda yerel mitinglere katılıp konuşma yapıyor. "Gaziantep'te çadır kurduk." diyen Şimşek, ifadelerinin kamuoyunda zaman zaman yanlış yorumlanmasıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Aslında artık her kesime yönelik bir mesaj tarzımız oluştu. G-20 zirvesinde de nasıl konuşacağımı biliyorum, Araban gibi bir ilçede de nasıl konuşacağımı biliyorum. Sıkıntım olmadığı kanısındayım. İlk geldiğimizde bu tür sıkıntılar oldu. Şu anda halkın dilinden konuşuyoruz. Diyalog konusunda bir sorun yok."
Abdulhamit Yıldız
Küresel piyasalardaki çalkantının ne zaman sona ereceğine yönelik değerlendirmeler iş dünyası tarafından yakından takip ediliyor.
İşadamları krizin akıbetini öğrenmek için en yetkili ağızlara müracaat ediyor. Katıldığı her toplantıda soru yağmuruna tutulan ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek en çok 'Kriz ne zaman bitecek?' sorusuna muhatap oluyor. Dünya genelinde alınan tedbirlerin uygulanmaya başlandığını, krizin bitişiyle ilgili kesin bir tarih vermenin zor olduğunu vurgulayan Şimşek "Toparlanma 2010 yılında başlar. Gönül arzu eder ki daha erken başlasın. G-20 zirvesi sonucunda çok daha somut tedbirler alınır ve erken başlar." diyor.
Bakan Mehmet Şimşek, Gaziantep'teki seçim çalışmaları sırasında Zaman'ın sorularını cevapladı. Küresel kriz sürecinde bankacılık sektörünün sağlamlığının Türkiye'nin elini güçlendirdiğine dikkat çeken Şimşek, diğer ülkelere göre durumun iyi olduğunu belirtiyor. İşadamlarıyla sohbetlerinde ülkenin ekonomik yapısıyla ilgili bilgiler verdiğini, 'durum o kadar da kötü değilmiş' tepkisini aldığını aktaran Şimşek'e göre krizin ilk patlak verdiği dönemde alınacak tedbirler yetersiz kalacaktı. "Eylül ayında ne yapsaydık havaya giderdi, ekim ayında ne yapsaydık boşa giderdi. Kriz yeni başlamış bir tsunami gibiydi." diyen Şimşek, Türkiye'de ciddi miktarda sıcak para bulunduğunu, fiyatların serbest bir alan içerisinde hareket etmesine izin verdiklerini söyledi. Bakan'ın verdiği bilgiye göre Türkiye kriz sürecinde Rusya gibi ülkenin sınırlı olan dövizini rastgele harcamadı. Rusya'nın 2008 Ağustos ayında 597 milyar dolar rezervi vardı. Borsayı açık tutmak ve rubleyi korumak için 220 milyar dolar para harcadılar. Kur hareketlenince yabancı sıcak para çabuk çıkamadı. Şimşek, krizin Türkiye'yi üç kanaldan etkilediğine dikkat çekti. Bunlardan birincisi dış ticaret kanalı. İhracat yapılıyor, dış talep daralınca ihracat azalıyor ve istihdamı etkiliyor. Bunun yanı sıra dış ülkelerdeki bankalar zarar edince finansman kanalı da daraldı. Eskiden olduğu gibi Türkiye gibi ülkelere sermaye akmıyor. Üçüncü kanal, ayrı bir önem arz eden güven kanalı. Ne kadar iyi durumda olunursa olunsun, geleceğe ilişkin olumlu beklentiler yoksa, tüketimin, yatırımın ertelenmesi durumu ile karşı karşıya kalınıyor. Şimşek'in kriz hakkında iki temel mesajı var. Birincisi, bu kriz küresel bir kriz, Türkiye'nin bir katkısı yok. İkinci mesaj, krizin etkilerini sınırlamak için imkânlar çerçevesinde doğrular yapıldı. Şimşek, bundan sonraki dönemde kriz nedeniyle bozulan malî dengeleri düzeltmeye çalışacaklarına vurgu yapıyor.
Devlet Bakanı Şimşek, Türkiye'de şu anda sıkıntıda olanların başında küçük ve ortabüyüklükteki işletmelerin (KOBİ) geldiğini belirtiyor. KOBİ'leri sıkıntıdan kurtarmak için kredilerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmaların sürdüğü bilgisini veriyor. Bunun yanı sıra KOBİ'lerin faydalandığı kredileri tekrar canlandırmaya yönelik de çaba harcanacak. Bakan Şimşek, hükümetin yanı sıra bankalar ve sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini vurguluyor. Şimşek'e göre krizle birlikte gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının durduğu bir dönemde Türkiye'ye geçen yıl 17,7 milyar dolar yabancı yatırımın gelmesi ekonomi için önemli bir avantaj. Varlık barışı ile piyasaya 14,5 milyar TL'nin girecek olması büyük bir başarı. Bakan Şimşek, paranın yastık altına gitmesini de sermaye kaçışı olarak değerlendirdi.
Çiftçilerin borcunu öteleyen kararname Başbakanlık'ta
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek otomotiv, konut ve beyaz eşya için getirilen üç aylık vergi indiriminin ardından gelen tepkilerin olumlu olduğunu belirtiyor. Henüz toplu bir istatistik çıkmadığını, indirimin yansımalarının önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacağını ifade eden Şimşek, beyaz eşya ve otomobile göre satın alınırken daha zor karar verilen konutta canlanmanın nisanda başlamasının beklendiğini söylüyor. Konut sektöründeki canlanmanın 200 sektörü etkileyeceği bilgisini veren Bakan, çiftçilerin borçlarını öteleyen ve tarım kredilerinin vadesini uzatan kararnameyi de imzalayıp Başbakanlık'a gönderdiğini duyurdu. Şimşek, bu düzenlemenin en kısa sürede çıkacağını ifade etti.
Türkiye'ye döndüğümde yaşadığım sıkıntıları aştım
Bakan Şimşek, yerel seçimlerde partisine destek vermek üzere mesaisinin büyük bir kısmını Gaziantep'te geçiriyor. Bölgedeki işadamlarıyla temaslarda bulunan Şimşek, aynı zamanda yerel mitinglere katılıp konuşma yapıyor. "Gaziantep'te çadır kurduk." diyen Şimşek, ifadelerinin kamuoyunda zaman zaman yanlış yorumlanmasıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Aslında artık her kesime yönelik bir mesaj tarzımız oluştu. G-20 zirvesinde de nasıl konuşacağımı biliyorum, Araban gibi bir ilçede de nasıl konuşacağımı biliyorum. Sıkıntım olmadığı kanısındayım. İlk geldiğimizde bu tür sıkıntılar oldu. Şu anda halkın dilinden konuşuyoruz. Diyalog konusunda bir sorun yok."
Abdulhamit Yıldız
17 Mart 2009 Salı
Alzheimer'ın teşhisinde önemli gelişme
Alzheimer'ın teşhisinde önemli gelişme
Yeni geliştirilen bir testle hastalığa yakalanmadan önlem alınabilecek.
Yeni geliştirilen bir testin Alzheimer hastalığını, daha belirtiler ortaya çıkmadan ilk safhasında yakalayabileceği bildirildi.
Omurilik sıvısında bulunan ve Alzheimer'ı işaret eden proteinlerin ölçüldüğü testin, erken hafıza sorunu ve kavrama güçlüğüyle ilgili diğer belirtilerle karşılaşan hastaların ileride Alzheimer olup olmayacaklarını yüzde 87 oranında saptadığı belirtildi.
Pennsylvania Üniversitesi Tıp Okulu'ndan Leslie Shaw, "Bu testle, güvenilir bir şekilde bu hastalığı saptayabilir ve gelişimini izleyebiliriz" dedi.
Annals of Neurology dergisinde yayınlanan araştırmada, bu testin, orta derecedeki hafıza sorunlarının Alzheimer'a dönüşmesinin önlenmesi için yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasını da sağlayabileceği belirtildi.
Alzheimer üzerinde yapılan büyük bir araştırmaya katılan hastaların 410'unun omurilik sıvısının incelendiği araştırmada, düşük seviyede amiloid beta42 proteinin bulunduğu kişilerin bu hastalığa yakalanma riskinin daha fazla olduğu çünkü bu proteinin muhtemelen beyin plaklarında biriktiği belirtildi.
Omurilik sıvısında yüksek oranda "tau" proteini bulunan kişilerde de Alzheimer'a yakalanma riskinin daha fazla olduğu belirlendi. Taunun bu sıvı bölüme geçmesinin nedeninin sinir hücrelerinin ölmesi olduğu kaydedildi.
Dünyada tahmini 26 milyon Alzheimer vakası bulunuyor ve bu sayının 2050'de 106 milyona çıkması bekleniyor.
Yeni geliştirilen bir testle hastalığa yakalanmadan önlem alınabilecek.
Yeni geliştirilen bir testin Alzheimer hastalığını, daha belirtiler ortaya çıkmadan ilk safhasında yakalayabileceği bildirildi.
Omurilik sıvısında bulunan ve Alzheimer'ı işaret eden proteinlerin ölçüldüğü testin, erken hafıza sorunu ve kavrama güçlüğüyle ilgili diğer belirtilerle karşılaşan hastaların ileride Alzheimer olup olmayacaklarını yüzde 87 oranında saptadığı belirtildi.
Pennsylvania Üniversitesi Tıp Okulu'ndan Leslie Shaw, "Bu testle, güvenilir bir şekilde bu hastalığı saptayabilir ve gelişimini izleyebiliriz" dedi.
Annals of Neurology dergisinde yayınlanan araştırmada, bu testin, orta derecedeki hafıza sorunlarının Alzheimer'a dönüşmesinin önlenmesi için yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasını da sağlayabileceği belirtildi.
Alzheimer üzerinde yapılan büyük bir araştırmaya katılan hastaların 410'unun omurilik sıvısının incelendiği araştırmada, düşük seviyede amiloid beta42 proteinin bulunduğu kişilerin bu hastalığa yakalanma riskinin daha fazla olduğu çünkü bu proteinin muhtemelen beyin plaklarında biriktiği belirtildi.
Omurilik sıvısında yüksek oranda "tau" proteini bulunan kişilerde de Alzheimer'a yakalanma riskinin daha fazla olduğu belirlendi. Taunun bu sıvı bölüme geçmesinin nedeninin sinir hücrelerinin ölmesi olduğu kaydedildi.
Dünyada tahmini 26 milyon Alzheimer vakası bulunuyor ve bu sayının 2050'de 106 milyona çıkması bekleniyor.
Etiketler:
Alzheimer'ın teşhisinde önemli gelişme
14 Mart 2009 Cumartesi
AB otomobil pazarı daralmaya devam ediyor
AB otomobil pazarı daralmaya devam ediyor
Avrupa'da şubat ayında otomotiv pazarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,3 oranında daraldı.
Avrupa Otomotiv Üreticileri Derneğinin (ACEA) verilerine göre, AB (27) ve EFTA ülkeleri toplamına göre, 2008 yılında küresel krizin etkisiyle binek otomobil pazarında yaşanan daralma, biraz daha toparlama olmasına rağmen, şubat ayında da devam etti. 2009 yılı şubat ayında 2008 yılı şubat ayına göre yüzde 18,3 gerileme yaşandı ve 968.159 adet seviyesinde pazar gerçekleşti.
2008 yılı şubat ayında 2007 yılı aynı aya göre yüzde 8,2 artış gerçekleşmişti.
Şubat 2009;da en sert düşüş yüzde 91,2 ile İzlanda;da gerçekleşirken, İzlanda'yı yüzde 76,2 ile Letonya ve yüzde 73,8 ile Litvanya takip etti. Bu ayda geçen yıla göre satışlarını arttıran 3 pazar görüldü. Sırasıyla Almanya yüzde 21,5 (278 bin adet), Polonya yüzde 7,3 (30 bin adet) ve Lüksemburg yüzde 0,3 artış kaydetti. Almanya'da son 10 yılda bu sayıda otomobilin bir ay içinde satıldığı görülmedi.
2009 şubat ayında Türkiye otomobil pazarı yüzde 31,6 oranında azalarak 14.492 adet sevisinde kaldı. Türkiye, şubat ayında Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında, Avrupa ülkeleri ortalaması olan yüzde 18,5 gerilemeden daha fazla düşüş gösterdi.
2009 yılı şubat ayı binek otomobil satışlarıyla Türkiye, Avrupa binek otomobil satışlarında 13. sırada yer aldı.
Avrupa'da şubat ayında otomotiv pazarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,3 oranında daraldı.
Avrupa Otomotiv Üreticileri Derneğinin (ACEA) verilerine göre, AB (27) ve EFTA ülkeleri toplamına göre, 2008 yılında küresel krizin etkisiyle binek otomobil pazarında yaşanan daralma, biraz daha toparlama olmasına rağmen, şubat ayında da devam etti. 2009 yılı şubat ayında 2008 yılı şubat ayına göre yüzde 18,3 gerileme yaşandı ve 968.159 adet seviyesinde pazar gerçekleşti.
2008 yılı şubat ayında 2007 yılı aynı aya göre yüzde 8,2 artış gerçekleşmişti.
Şubat 2009;da en sert düşüş yüzde 91,2 ile İzlanda;da gerçekleşirken, İzlanda'yı yüzde 76,2 ile Letonya ve yüzde 73,8 ile Litvanya takip etti. Bu ayda geçen yıla göre satışlarını arttıran 3 pazar görüldü. Sırasıyla Almanya yüzde 21,5 (278 bin adet), Polonya yüzde 7,3 (30 bin adet) ve Lüksemburg yüzde 0,3 artış kaydetti. Almanya'da son 10 yılda bu sayıda otomobilin bir ay içinde satıldığı görülmedi.
2009 şubat ayında Türkiye otomobil pazarı yüzde 31,6 oranında azalarak 14.492 adet sevisinde kaldı. Türkiye, şubat ayında Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında, Avrupa ülkeleri ortalaması olan yüzde 18,5 gerilemeden daha fazla düşüş gösterdi.
2009 yılı şubat ayı binek otomobil satışlarıyla Türkiye, Avrupa binek otomobil satışlarında 13. sırada yer aldı.
Etiketler:
AB otomobil pazarı daralmaya devam ediyor
10 Mart 2009 Salı
Kazayla ilgili yeni iddia
Kazayla ilgili yeni iddia: Pilotlar altimetre cihazının bozuk olduğunu bilmiyordu
Uluslararası Hava Teknisyenleri Birliği (AEI) THY uçağının 25 Şubatta Amsterdam'da geçirdiği kazada pilotların büyük bir olasılıkla yükseklik gösterge cihazı altimetrenin bozuk olduğunu bilmediği görüşünü taşıyor.
AEI Genel Sekreteri Fred Bruggeman, bir gazeteye yaptığı açıklamada, Türk meslektaşlarıyla yaptıkları görüşmelere değinerek, uçakla ilgili tutulan teknik notlarda altimetrenin bozuk olduğuna ilişkin bir bilginin bulunmadığını söyledi.
Bruggeman, kendi araştırmalarına göre, pilotların ortalama yüzde 80-90 gibi bir oranda uçakta ortaya çıkan teknik aksaklıkları dönüş uçuşlarında kayda geçirdiklerini belirtti. Bunun doğrudan para ve zaman kaybıyla ilgili olduğunu ifade eden Bruggeman, bir ülkeye yapılan uçuşta ortaya çıkan arızanın giderilmesinin o ülkede yapılmak zorunda olduğu için, pilotların bunu daha sonra kayda geçirmeyi tercih ettiklerini anlattı.
Fred Bruggeman, bu uygulamanın olmaması gerektiği yolundaki uyarılarının dikkate alınmadığını, genellikle bütün hava yollarındaki pilotların uçaktaki teknik aksaklıkları daha sonra ilgili deftere yazdıklarını söyledi.
Bruggeman, şöyle devam etti:
"Uçakların geldikleri havaalanlarında genel olarak dönüş süreleri ortalama 45 dakika dolayında bulunuyor. Hatta bazen yarım saat içinde geri dönüyorlar. Bir hata not etmişseniz, teknisyenin gelip orada ona bakması, onarması gerekiyor. Bu da yabancı bir havaalanında gecikme demek. Pilotlar sanıyorum 'dönüşte kayda geçiririz, gidince kendi ülkemizdeki havaalanında bakılır' diye düşünüyorlar. Biz AEI olarak uluslararası havacılık otoritelerine karşı bu durumu yıllardır masaya getiriyoruz, ama ciddi olarak dikkate alınmıyor. Biz bu sonuca çok çeşitli hava yolu şirketleri üzerinde yüzlerce teknik kayıt defterini inceleyerek ulaştık."
THY'nin 1951 sefer sayılı Boeing 737-800 Tekirdağ uçağı 25 Şubat günü İstanbul-Amsterdam seferini yaparken Schiphol Havaalanına inişe geçtiği sırada düşmüş, uçağın uçuş bilgilerinin kayıt edildiği kara kutu kayıtlarına dayanılarak yapılan ilk araştırmada, kazaya uçağın yükseklik gösterge cihazı altimetrenin yanlış bilgi vermesinin yol açtığı bildirilmişti.
Uluslararası Hava Teknisyenleri Birliği (AEI) THY uçağının 25 Şubatta Amsterdam'da geçirdiği kazada pilotların büyük bir olasılıkla yükseklik gösterge cihazı altimetrenin bozuk olduğunu bilmediği görüşünü taşıyor.
AEI Genel Sekreteri Fred Bruggeman, bir gazeteye yaptığı açıklamada, Türk meslektaşlarıyla yaptıkları görüşmelere değinerek, uçakla ilgili tutulan teknik notlarda altimetrenin bozuk olduğuna ilişkin bir bilginin bulunmadığını söyledi.
Bruggeman, kendi araştırmalarına göre, pilotların ortalama yüzde 80-90 gibi bir oranda uçakta ortaya çıkan teknik aksaklıkları dönüş uçuşlarında kayda geçirdiklerini belirtti. Bunun doğrudan para ve zaman kaybıyla ilgili olduğunu ifade eden Bruggeman, bir ülkeye yapılan uçuşta ortaya çıkan arızanın giderilmesinin o ülkede yapılmak zorunda olduğu için, pilotların bunu daha sonra kayda geçirmeyi tercih ettiklerini anlattı.
Fred Bruggeman, bu uygulamanın olmaması gerektiği yolundaki uyarılarının dikkate alınmadığını, genellikle bütün hava yollarındaki pilotların uçaktaki teknik aksaklıkları daha sonra ilgili deftere yazdıklarını söyledi.
Bruggeman, şöyle devam etti:
"Uçakların geldikleri havaalanlarında genel olarak dönüş süreleri ortalama 45 dakika dolayında bulunuyor. Hatta bazen yarım saat içinde geri dönüyorlar. Bir hata not etmişseniz, teknisyenin gelip orada ona bakması, onarması gerekiyor. Bu da yabancı bir havaalanında gecikme demek. Pilotlar sanıyorum 'dönüşte kayda geçiririz, gidince kendi ülkemizdeki havaalanında bakılır' diye düşünüyorlar. Biz AEI olarak uluslararası havacılık otoritelerine karşı bu durumu yıllardır masaya getiriyoruz, ama ciddi olarak dikkate alınmıyor. Biz bu sonuca çok çeşitli hava yolu şirketleri üzerinde yüzlerce teknik kayıt defterini inceleyerek ulaştık."
THY'nin 1951 sefer sayılı Boeing 737-800 Tekirdağ uçağı 25 Şubat günü İstanbul-Amsterdam seferini yaparken Schiphol Havaalanına inişe geçtiği sırada düşmüş, uçağın uçuş bilgilerinin kayıt edildiği kara kutu kayıtlarına dayanılarak yapılan ilk araştırmada, kazaya uçağın yükseklik gösterge cihazı altimetrenin yanlış bilgi vermesinin yol açtığı bildirilmişti.
06 Mart 2009 Cuma
6 bin 500 sözleşmeli öğretmen müjdesi
6 bin 500 sözleşmeli öğretmen müjdesi
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Balıkesir ziyaretinde öğretmen adaylarını sevindirecek bir atama çağrısı yaptı. Bakan, 19 Mart'a kadar 6 bin 500 sözleşmeli öğretmen ataması gerçekleştireceklerini ve başvuruların bugün başlayacağını duyurdu.
Çelik, Balıkesir Valiliği'ni ziyaret ederek Vali Selahattin Hatipoğlu'ndan ilin sorunları, eğitim çalışmaları ve yatırımlar hakkında bilgi aldı. Bakan Çelik, burada gazetecilere yaptığı açıklamada kısa bir süre önce kadrolu öğretmen ataması gerçekleştirdiklerini, ancak başvuruları bugün başlamak üzere 19 Mart'ta 6 bin 500 sözleşmeli öğretmen ataması daha yapacakları söyledi. Çelik, "5-19 Mart tarihleri arasında atama bekleyen arkadaşlarımızı müracaatlarını yapmaları için şimdiden davet ediyor, çağrıda bulunuyorum. Ankara, İzmir, Muğla, Antalya, Uşak, Mersin, Niğde, Nevşehir, Bartın ve Karabük hariç olmak üzere 71 vilayete 4-B kapsamında 6 bin 500 sözleşmeli öğretmen atayacağız." dedi. Bakanlık olarak ağustos ve kasım aylarında da yeni atamalar yapacaklarını anlatan Çelik, 2009 yılındaki atamaları 4 ayrı dönemde gerçekleştirerek tamamlamış olacaklarını kaydetti.
'Öğrencinin bıçağı olmaz'
Hüseyin Çelik, bir gazetecinin, Meclis Araştırma Komisyonu'nun anketine göre, liselilerin yüzde 15,1'inin okula delici, kesici alet ve silahla geldiğini hatırlatarak görüşlerini sorması üzerine, söz konusu raporun kendilerine ulaşmadığını belirtti. Çelik, şunları söyledi: "Okullarımızda geçmişte kıpırdanmalar olmuştu. Gerekli tedbirleri aldıktan sonra şiddet içerikli olaylar artmıyor, azalıyor. Çocukların kötü yola düşmemeleri, kötü arkadaş çevrelerinden uzak durmaları, zararlı kötü maddelerden uzak olmalarını temin etmek, eğitimciler olarak bizim görevimizdir. Ancak her şeyi okul yönetimine havale etmek de doğru değil. Hepimiz bu konuda üzerimize düşeni yapmalıyız. Ben böyle vahamet derecesinde bir durum görmüyorum. Öğrencilerimizle kurduğumuz diyaloglar sonucunda, İçişleri Bakanlığı ile yaptığımız protokol çerçevesinde okulların etrafından kötü niyetli insanları uzaklaştırmak ve özellikle uyuşturucu tacirlerinin oralara girmelerini engellemek üzere aldığımız tedbirlerin olumlu sonuçlarını aldık." Anket sonuçlarını gazetelerde gördüğünü belirten Bakan Çelik, "Kesici maddeler taşıyan gençlerden söz ediliyor. Bunları tasvip etmiyoruz. Öğrencinin kalemi olur, bıçağı olmaz. Elbette öğrencilerde şiddet eğilimi varsa, bunu karşı şiddetle ortadan kaldıramayız. Onlara sevgiyle yaklaşmak, varsa gittikleri yanlış bir yol, onları o yoldan çevirmek bizim görevimizdir." diye konuştu. Balıkesir, Zaman
İsrail mallarını boykot edin veya etmeyin demedim
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 'çeşitli ürünlerin boykot edilmesi' konulu genelgede İsrail mallarının boykot edilmesi veya edilmemesi anlamına gelen bir kelime bile bulunmadığını söyledi. Bakan Çelik, 13 Şubat 2009'da yayınladığı boykotla ilgili genelgeye yapılan eleştirilere tepki gösterdi. Başbakan, hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın Gazze konusundaki tavrının tüm kamuoyu ve dünya tarafından bilindiği halde, bu genelgenin çarpıtılması ve istismarı ile bu net duruşa gölge düşürülmeye çalışıldığını belirtti. Çelik, bu çalışmaları 'vicdansız, iz'ansız ve ahlak dışı' olarak niteleyerek, "Yerel seçimler öncesinde genelgeden yola çıkarak yapılan yalan ve çarpıtma dolu zoraki yorumlara halkımız prim vermeyecektir." diye konuştu.
Bakan Çelik, yazının 'ülkemizde yabancı sermaye yatırımlarının artırılması ve teşvik edilmesi' amacıyla kurulan Uluslararası Yatırımcılar Derneği'nin konuyla ilgili bakanlığa başvurması üzerine yayınlandığı bilgisini verdi. "Genelgede ülkemizin ekonomik gücünün artırılması, yatırımcı güveninin sağlanması, yabancı yatımlara zarar verilmemesi, sağlanan istihdam ve Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı yatırımcılardan alınan vergi gibi konular ele alınıyor ancak İsrail'in mallarının boykot edilmesi ya da edilmemesi gibi bir ifadeye asla yer verilmiyor." ifadelerini kullandı. Türkiye'ye ait ürünlere 'İsrail firması' damgası vurarak bunları Gazze'deki saldırıların finansörü olarak itham eden yaklaşımlara okulların alet edilmemesinin istendiğini hatırlatan Çelik, bunun barışa zarar vereceğinin belirtildiğini aktardı.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Balıkesir ziyaretinde öğretmen adaylarını sevindirecek bir atama çağrısı yaptı. Bakan, 19 Mart'a kadar 6 bin 500 sözleşmeli öğretmen ataması gerçekleştireceklerini ve başvuruların bugün başlayacağını duyurdu.
Çelik, Balıkesir Valiliği'ni ziyaret ederek Vali Selahattin Hatipoğlu'ndan ilin sorunları, eğitim çalışmaları ve yatırımlar hakkında bilgi aldı. Bakan Çelik, burada gazetecilere yaptığı açıklamada kısa bir süre önce kadrolu öğretmen ataması gerçekleştirdiklerini, ancak başvuruları bugün başlamak üzere 19 Mart'ta 6 bin 500 sözleşmeli öğretmen ataması daha yapacakları söyledi. Çelik, "5-19 Mart tarihleri arasında atama bekleyen arkadaşlarımızı müracaatlarını yapmaları için şimdiden davet ediyor, çağrıda bulunuyorum. Ankara, İzmir, Muğla, Antalya, Uşak, Mersin, Niğde, Nevşehir, Bartın ve Karabük hariç olmak üzere 71 vilayete 4-B kapsamında 6 bin 500 sözleşmeli öğretmen atayacağız." dedi. Bakanlık olarak ağustos ve kasım aylarında da yeni atamalar yapacaklarını anlatan Çelik, 2009 yılındaki atamaları 4 ayrı dönemde gerçekleştirerek tamamlamış olacaklarını kaydetti.
'Öğrencinin bıçağı olmaz'
Hüseyin Çelik, bir gazetecinin, Meclis Araştırma Komisyonu'nun anketine göre, liselilerin yüzde 15,1'inin okula delici, kesici alet ve silahla geldiğini hatırlatarak görüşlerini sorması üzerine, söz konusu raporun kendilerine ulaşmadığını belirtti. Çelik, şunları söyledi: "Okullarımızda geçmişte kıpırdanmalar olmuştu. Gerekli tedbirleri aldıktan sonra şiddet içerikli olaylar artmıyor, azalıyor. Çocukların kötü yola düşmemeleri, kötü arkadaş çevrelerinden uzak durmaları, zararlı kötü maddelerden uzak olmalarını temin etmek, eğitimciler olarak bizim görevimizdir. Ancak her şeyi okul yönetimine havale etmek de doğru değil. Hepimiz bu konuda üzerimize düşeni yapmalıyız. Ben böyle vahamet derecesinde bir durum görmüyorum. Öğrencilerimizle kurduğumuz diyaloglar sonucunda, İçişleri Bakanlığı ile yaptığımız protokol çerçevesinde okulların etrafından kötü niyetli insanları uzaklaştırmak ve özellikle uyuşturucu tacirlerinin oralara girmelerini engellemek üzere aldığımız tedbirlerin olumlu sonuçlarını aldık." Anket sonuçlarını gazetelerde gördüğünü belirten Bakan Çelik, "Kesici maddeler taşıyan gençlerden söz ediliyor. Bunları tasvip etmiyoruz. Öğrencinin kalemi olur, bıçağı olmaz. Elbette öğrencilerde şiddet eğilimi varsa, bunu karşı şiddetle ortadan kaldıramayız. Onlara sevgiyle yaklaşmak, varsa gittikleri yanlış bir yol, onları o yoldan çevirmek bizim görevimizdir." diye konuştu. Balıkesir, Zaman
İsrail mallarını boykot edin veya etmeyin demedim
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 'çeşitli ürünlerin boykot edilmesi' konulu genelgede İsrail mallarının boykot edilmesi veya edilmemesi anlamına gelen bir kelime bile bulunmadığını söyledi. Bakan Çelik, 13 Şubat 2009'da yayınladığı boykotla ilgili genelgeye yapılan eleştirilere tepki gösterdi. Başbakan, hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın Gazze konusundaki tavrının tüm kamuoyu ve dünya tarafından bilindiği halde, bu genelgenin çarpıtılması ve istismarı ile bu net duruşa gölge düşürülmeye çalışıldığını belirtti. Çelik, bu çalışmaları 'vicdansız, iz'ansız ve ahlak dışı' olarak niteleyerek, "Yerel seçimler öncesinde genelgeden yola çıkarak yapılan yalan ve çarpıtma dolu zoraki yorumlara halkımız prim vermeyecektir." diye konuştu.
Bakan Çelik, yazının 'ülkemizde yabancı sermaye yatırımlarının artırılması ve teşvik edilmesi' amacıyla kurulan Uluslararası Yatırımcılar Derneği'nin konuyla ilgili bakanlığa başvurması üzerine yayınlandığı bilgisini verdi. "Genelgede ülkemizin ekonomik gücünün artırılması, yatırımcı güveninin sağlanması, yabancı yatımlara zarar verilmemesi, sağlanan istihdam ve Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı yatırımcılardan alınan vergi gibi konular ele alınıyor ancak İsrail'in mallarının boykot edilmesi ya da edilmemesi gibi bir ifadeye asla yer verilmiyor." ifadelerini kullandı. Türkiye'ye ait ürünlere 'İsrail firması' damgası vurarak bunları Gazze'deki saldırıların finansörü olarak itham eden yaklaşımlara okulların alet edilmemesinin istendiğini hatırlatan Çelik, bunun barışa zarar vereceğinin belirtildiğini aktardı.
Etiketler:
6 bin 500 sözleşmeli öğretmen müjdesi
04 Mart 2009 Çarşamba
Kenan Evren'in adı okullardan kaldırılıyor
Kenan Evren'in adı okullardan kaldırılıyor
İzmir İl Genel Meclisi'nden tarihi karar
İzmir İl Genel Meclisi, ''12 Eylül'' ve ''Evrenpaşa'' ilköğretim okullarıyla Kenan Evren Anadolu Lisesinin adının değiştirilmesi için ''temenni'' kararı aldı.
Alınan bilgiye göre, İzmir İl Genel Meclisinin dünkü toplantısında gündem dışı söz alan CHP'li meclis üyesi Gülşen Korkmaz Kahraman, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ülke demokrasisini kesintiye uğrattığını; insanlara zulüm ve baskılar yapıldığını söyledi. O dönemde 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiğini, 650 bin kişinin gözaltına alındığını savunan Kahraman, şöyle konuştu:
''Toplumda böylesine ağır tahribata neden olan bir darbenin ve darbecilerin isimleri okullarımıza verilmiş, tarihimizdeki bu kara leke ölümsüz kılınmaya çalışılmıştır. Demokrasinin beşiği olan İzmir'de Narlıdere 12 Eylül ve Yamanlar Evrenpaşa ilköğretim okullarıyla, Gültepe Kenan Evren Anadolu Lisesi bulunmaktadır. Bugün gerçek darbeciler halen Cumhuriyet balolarına davet ediliyorken, ülkede sahte darbeciler yaratıldı ve bu insanlar işlenmeyen bir suçun bedelini şimdiden ödemeye başladılar. Uzun gözaltılar, iddianame tekniğine aykırı iddianameler, neyle suçlandıklarını bilmeden tutuklanıp halen de haklarında iddianame düzenlenmeyen insanlar var. Eğer hepimiz demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesinden yanaysak, darbenin ve darbecilerin izleri en azından güzel İzmirimizden, okullarımızdan silinsin ve o okullarda okuyan çocuklar 'Bu 12 Eylül iyi bir şey olmalı ki okullarımıza ismi verilmiş' diye düşünmesinler.''
-KARAR OYBİRLİĞİ İLE-
Söz konusu okullara 12 Eylül döneminde idam edilen Erdal Eren, eski Gültepe belediye başkanlarından Aydın Erten ve şair Nazım Hikmet Ran'ın adlarının verilmesini öneren Kahraman, ''darbeler nedeniyle bu kadar travma yaşamış bir ülkede yeni darbeler olmasın, sahte düşmanlar yaratmayalım'' dedi.
Konuşmanın ardından İzmir İl Genel Meclisi Başkanı İsmail Yılmaz, darbe yıllarının kötü yıllar olduğunu, ancak okulların isimlerinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenmesinin uygun olacağını ifade etti.
AK Parti Grup Başkanvekili Ali Naci Erdem'in de Gülşen Korkmaz Kahraman'ın konuşmasını destekleyici sözlerinin ardından, meclis üyeleri oy birliğiyle okul isimlerinin değiştirilmesi yönünde temenni kararı aldı.
İzmir İl Genel Meclisi'nden tarihi karar
İzmir İl Genel Meclisi, ''12 Eylül'' ve ''Evrenpaşa'' ilköğretim okullarıyla Kenan Evren Anadolu Lisesinin adının değiştirilmesi için ''temenni'' kararı aldı.
Alınan bilgiye göre, İzmir İl Genel Meclisinin dünkü toplantısında gündem dışı söz alan CHP'li meclis üyesi Gülşen Korkmaz Kahraman, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ülke demokrasisini kesintiye uğrattığını; insanlara zulüm ve baskılar yapıldığını söyledi. O dönemde 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiğini, 650 bin kişinin gözaltına alındığını savunan Kahraman, şöyle konuştu:
''Toplumda böylesine ağır tahribata neden olan bir darbenin ve darbecilerin isimleri okullarımıza verilmiş, tarihimizdeki bu kara leke ölümsüz kılınmaya çalışılmıştır. Demokrasinin beşiği olan İzmir'de Narlıdere 12 Eylül ve Yamanlar Evrenpaşa ilköğretim okullarıyla, Gültepe Kenan Evren Anadolu Lisesi bulunmaktadır. Bugün gerçek darbeciler halen Cumhuriyet balolarına davet ediliyorken, ülkede sahte darbeciler yaratıldı ve bu insanlar işlenmeyen bir suçun bedelini şimdiden ödemeye başladılar. Uzun gözaltılar, iddianame tekniğine aykırı iddianameler, neyle suçlandıklarını bilmeden tutuklanıp halen de haklarında iddianame düzenlenmeyen insanlar var. Eğer hepimiz demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesinden yanaysak, darbenin ve darbecilerin izleri en azından güzel İzmirimizden, okullarımızdan silinsin ve o okullarda okuyan çocuklar 'Bu 12 Eylül iyi bir şey olmalı ki okullarımıza ismi verilmiş' diye düşünmesinler.''
-KARAR OYBİRLİĞİ İLE-
Söz konusu okullara 12 Eylül döneminde idam edilen Erdal Eren, eski Gültepe belediye başkanlarından Aydın Erten ve şair Nazım Hikmet Ran'ın adlarının verilmesini öneren Kahraman, ''darbeler nedeniyle bu kadar travma yaşamış bir ülkede yeni darbeler olmasın, sahte düşmanlar yaratmayalım'' dedi.
Konuşmanın ardından İzmir İl Genel Meclisi Başkanı İsmail Yılmaz, darbe yıllarının kötü yıllar olduğunu, ancak okulların isimlerinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenmesinin uygun olacağını ifade etti.
AK Parti Grup Başkanvekili Ali Naci Erdem'in de Gülşen Korkmaz Kahraman'ın konuşmasını destekleyici sözlerinin ardından, meclis üyeleri oy birliğiyle okul isimlerinin değiştirilmesi yönünde temenni kararı aldı.
Etiketler:
İzmir İl Genel Meclisi'nden tarihi karar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
